[Eski] Klavyeci Başlığı

Bu başlık 2011 ve öncesi açılmış Müziktek Forumu başlıklarından biridir

öncelikle "perfect" nickli arkadaşa yaptığı mükemmel psikoanaliz için şükranlarımı sunuyorum..sayesinde kendimi yeniden buldum diyebilirim..hiç farkedemediğim özelliklerimi keşfettim..sağol varol... :!:

ayrıca "cihank" arkadaşın imla kuralları konusundaki hassasiyeti ve didaktik tavrıyla yanlışlarımı farkettim..yürekler dolusu teşekkürler...... :)




mesleğim doktorluk...
yani çevremde bırakın klavye çalmayı,, synthsizer in ne olduğunu bilen insan bile yok....
zaten türkiye deki synth kullanıcılarını toplasan kaç kişi eder....

bu sitede benim gibi ya da müzisyen; ama sonuçta bişeyler paylaşabilecek ,,,, 1 yıldır girdiğim synthsizer dünyasında birkaç adımda olsa ilerlemi sağlayacak arkadaşlar bulmaya geldim....(buradaki varoluş nedenim)
yani amacım kimsenin ANTİPATİsini kazanmak değil!!!!!!

açılan başlığa uygun ,, kendimce esprili bir dil kullanarak bişeyler yazdım..... ve kendimi beğendirmek içinde bişeyler yazmıyorum.....
yazdıklarımı boş bulabilirsiniz,, yazım tarzımı beğenmiyebilirsiniz....
ama eleştrilerinizi uygun bir uslupla dile getirmelisiniz.....
yani "BENİ SEVMİYEBİLİRSİN,, AMA SAYGI DUYMAK ZORUNDASIN"....


YÜREĞİNDEN KLAVYE SEVGİSİNİ EKSİK ETMEYEN HERKESE SEVGİLER.......(ama sadece hakedenlere :D )

(((("kaanengin" ve "keymaster" öykülerinizi biraz kendi geçmişime benzettim 8) )))))
((((ayrıca bana karşı yazılan sarkastik(aşalayıcı) mesajlara cevap veren arkadaşlara teşekkürler)))))







ÖNEMLİ DİPNOT::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
bir arkadaş mesajında "yurdum insanı" benzetmesiyle aşalama amaçlı kullansanda lafından gocunmadım....çünkü ben bu yurdun insanıyım...ama merak ettim kendisi hangi kraliyet ailesinden geliyor :?:

kendini aristograt sanan bazı aptal köşe yazarlarının toplumun bir kesminin ağzına doladığı bu benzetmeyi kullanmak ,,, benim persfektifimde yaşadığınız ülkenin insanlarına yapacağınız en büyük ihanettir.....
 
bak yazacaklarımı unuttum....
okadar ciddi olursak olacağı buydu.

şuan arranger klavyem yok....olsada çalacak zamanım yoktu ,,sattım....
sadece yamaha mo6 var elimde.....
zaten ona bile zamanım yok....
hafta ancak bikaç kez klavyenin başına oturabiliryorum.....
cihank sormuşsunya "karımın yanıma gidiyorum nedemek?"... klavyenin çalmaya gideceğim zaman annem"yine bizi bırakıp karının yanınamı gidiyorsun?" diye takılır bana.....

hayatıma giren kızlarda dahil tüm arkadaşlarım(bikaçı hariç) şuana kadar klavye çalmamdan nefret ederlerdi....ve hepsi neden yan flüt,bağlama, klarnet çalmıyorsun gibi tekliflerde bulunurdu....ve bundan hala nefret ediyorum.... :twisted: .....onlar için klavye demek düğün salonunda çiftetelli oynatan papyon takan birinin çalıyor gibi yaptığı ve genelde arkasında"korg" yazan bir kutu.....hatta bir arkadaşım "bu korg hangi marka org oluyor?yani yamaha mı?" diye sormuştu.....
yani bazı insanlar hala klavyeyi bir müzik enstürmanı olarak görmüyor....
bu beni en çok kızdıran şey......

üvirsetede okul arkadaşlrından oluşan amatör bikaç rock grubunda klavye çaldım.....
ama totalde sonu başarısızlık oldu diyebilirim.....

müzik ayırmam...tınısı hoş olsun yeter....
metalden tut, islami pop a kadar dinlerim....
"spiros kottis, amza" youtube ta izlerken fevkeladenin fevkinde beğendiğim klavyeciler oldu.....
varsa başarılı bulduğunuz klavyecileri yazında youtube izleyip mest olalım... :wink:

yaw yine çok yazdım.....herneyse kendinize iyi bakın.....havalar soğuk kalın giyinmeyide unutmayın...

Mesaj yazarken Türkçe yazım kurallarını dikkate alınız lütfen. NR.
 
Ben beğenmiyorum yazım tarzını. Büyük harfle başlanır cümlelere. Noktaları ve virgülleri gerekli yerlere 1 tane koymak kafidir. Gerçi benim beğenmemen mühim değil, forumun kuralları böyle. Ya kurallara uy yada yazma.
 
Arkadaşlar, ne olur güzelim başlığın içine etmeyelim yahu.

Bırakın şimdi imlayı filan. Hallederiz o işleri. Yazın bakalım şu aletle alakanız nedir, ne değildir.
 
Arranger Keyboard çaldığı için kimseyi taşlama gibi bir durum söz konusu değil. Sadece forumun gereği olan ve beni de rahatsız eden, imla kurallarının ihlali durumuna değinmek istedim. Ama Nurkan "bırakın imlayı filan" dedikten sonra, bizim üzerine konuşmamız saçma olur. Bu arada, yukarıda "yanıma" değil "yayına" yazıyordu. Ben "yayına" kısmını sormuştum. O da harf hatasıdır. Herkes yapabilir. Sonuç olarak benim mesajım, arranger keyboard kullandı diye ya da arabesk seviyor diye yazılmadı. Ben de zaman zaman arabesk dinler ve çalarım, zamanında ben de arranger keyboard kullandım.

Şimdi konuya devam etmesi gereken yerden devam ediyorum. :)

7 yaşımda klavye ile tanıştım. İlk klavyem, keytar türü birşeydi ama marka veya model hatırlamıyorum. 8 yaşında elektronik org dersleri almaya başladım. 11 yaşında, oklava benzeri pitch bender'ı olan yamaha psr 4600'üm ile bu işten para kazanmaya başladım. (Düğün, kına vs.) 12 yaşında elektronik org dersleri bitti ve piyano dersleri başladı. Liseye kadar devam etti. Anadolu Güzel Sanatlar Lisesini bitirdikten sonra Eğitim Fak. Müzik Öğr. bölümüne devam ettim. Şu an piyano öğretmenliği yapıyorum ve bir orkestranın klavyecisiyim. İlk synthesizer'ım 1998 de aldığım Korg X5'ti. Şu anki klavyelerim; Yamaha Motif XS6, Korg M3 ve Roland Juno D.

Herkese selamlar. İyi günler.
 
"Hallederiz o işleri" kısmını da alıntılasaydın keşke. :)

Ben piyano ile 6 yaşında tanıştım. Asıl enstrumanım gitar ama klavyeler hep etraftaydı. İlk klavyem yanılmıyorsam '91 senesinde anneme yalvararak aldırdığım Korg T3 idi. Lise'de tiyatro müzikleri yapardım. Bazen de bir takım okul eğlencelerinde aletin sequencer'ına yazıp altyapıları, üzerine gitar çalıp şarkı söylerdik.

'93'te Korg O1'e terfi ettim. Yine sequencer kullanmak suretiyle barlarda marlarda çaldım uzun süre.

'97'de bir Korg Z1 aldım. Halen çok severek kullandığım bir alet. O pek performans görmedi. Genelde evde durdu kendisi.

Sahnede çalmak gibi bir marifetim yok, daha doğrusu gerek olmadı bana bu güne kadar zira bir sürü süper klavyeci arkadaşım var, utanırım. Rahat çalabileceğim stil rock. Caz filan çalamam.

Beste veya düzenleme yaparken kullandığım araçtır daha ziyade.
 
Severek yaptığınız ya da yapmak istediğiniz tarzlar nelerdir? Kimlerden etkilendiniz?

Birde düzenleme konusunda en sevdikleriniz nelerdir? Kimi ne etkiliyor? Nasıl etkiliyor?Her tarzda...
Devil Doll'dan Queen'e, oradan Müslüm Gürses'e hatta Bach'a kadar.

Mesela, Erol Temizel, Hande Yener'le çalışıyor. Kendisini tanımıyorum fakat 70-80 li yıllar arası (pop-rock) müzikten özellikle de Yes'ten etkilendiğine eminim. Bildiğim bir tarz olmasada çok başarlı buluyorum kendisini.

Tabi kapsamlı ve zevk'e yönelik sorular ama çok merak ediyorum.
 
Journey, Chicago (David Foster), TOTO, Gary Moore (Don Airey), Jan Hammer, Steve Winwood, Pink Floyd (Richard Wright), Deep Purple (Jon Lord), George Duke (çalışının yanısıra sound design konusunda da aşmış bir abimizdir. Snapshot albümünü tavsiye ederim) gibi grup ve şahısların tuşlu çalgılara yaklaşımı, benim müzikal zevkimi şekillendiren ana unsurlardan biri.

Müzik yazarken de, özellikle sound bazında, kulağım hep yukarıdakilere benzer şeyler arıyor. Çok ilerici, hiper-modern olamayacağım sanırım artık. Verdiğim isimlerin alayı dede oldu. Hatta Wright vefat etti. Eskidik.
 
Hahah Owner of a lonely heart yedirmecesinden mi bahsediyorsun TIO?

Ben geç girdim klavye olayına. Lise 2 idi sanırım biraderle para denkleştirip aldığımız bir Roland SC-55 modül ve midi klavyeyle evde takılmaya başladım. Asıl enstrumanım flüt olduğu için amacım beste alt yapıları oluşturup üstüne flüt çalmaktı.

Sonradan gruplarda flüt pek rağbet görmediğinden ve klavyeci kıtlığından üzerime yapışıverdi bu alet. Sahnede utanmadan klavye çalmama rağmen kendimi klavyeci olarak görmüyorum.

Synthesizer denilen cihaza teknolojik olarak çok ilgim var. Ufak tefek klasik analogları topluyorum. Roland xv88, Juno-60, Juno-6, Oberheim Matrix1000, Waldorf Pulse, Roland SH-101, Moog Little Phatty, Yamaha TX7 ve Virus TI stüdyomda bulunan cihazlar.

Benim gözümdeki kral Keith Emerson'dır bu konuda. Rick Wakeman'ı da pek severim. Jazz konusunda Medeski'nin aşmış biri olduğunu düşünüyorum.

Bunların dışında Daft Punk, Royksopp, Chemical Brothers, Fatboy Slim ve Groove Armada gibi grupların ve prodüktörlerin synth kullanma anlayışlarını çok beğeniyor ve takip etmeye çalışıyorum.

Ek: Nurkan yazınca aklıma geldi Don Airey'de garip bir heriftir. Colosseum'da Gary Moore ile harikalar yaratırlar, çok severim grubun 2. versiyonunu.
 
Selcuk_Ergen' Alıntı:
Hahah Owner of a lonely heart yedirmecesinden mi bahsediyorsun TIO?

Hehehe evet. O şarkıda abartı bir durum var. Fakat diğer çalışmalarını da dinleme fırsatım oldu. Güzel fikirlerle karşılaştım.
 
Owner of a lonely heart şarkısını ben de lise yıllarında severek dinlerdim ve ''Onur abimle Nihat'' diye dilimize kazandırmışlığım vardır :D

Bende lise yıllarında ufak tefek bir giriş yapıp sonra bıraktığım müzik işine 2003 yılında geri döndüm. Biraderle yaptığım bazı deneme çalışmalarından sonra yeni bir yöne doğru açılım yapmaya karar verdim. Aslen ben de mühendisim ve bu işi yarı amatör/yarı profesyonel bir kıvamda götürmeyi hedefliyorum. Klavyecilikten çok sintilerin kendisine olan ilgim daha fazla. Etkilendiğim dönem 80'li yıllara ait yerli ve yabancı çalışmaları içeriyor. O nedenle eski sintilere özel bir ilgim var ve gelecek dönemde kısmet olursa bu etkiyi daha fazla kullanacağım. Aletlere gelince, Alesis Andromeda, SCI Prophet-5, Korg Trident, Juno-106/60, Moog Little Phatty, Vermona Synthesizer, Crumar Orchestrator, Yamaha Dx-7, Casio CZ-3000, Clavia Nord Lead-3, DSI PolyEvolver, Roland D-50, XV-5080, Korg WS A/D, Yamaha A-500 gibi aletlerim var. Kısmet olursa yeni çalışmaları sizlerle de paylaşacağım. :wink:
 
Selamlar. Ben de şimdiye kadar ağırlıklı olarak evde amatör olarak çaldım. Kısa bir dönem lisedeyken okul orkestrasında ve üniversitede arkadaşlarla kurduğumuz amatör bir orkestrada çaldım. Klavye dünyasına 1985'de babamın aldığı Yamaha TYU-30 ile adım attım. Bir yıl sonra Yamaha PSS-460, 1992'de Roland E-15, 2004 yılında Roland E-14OR/TR, 2005 yılında Roland EM-55OR, Yamaha A-300, 2006 yılında Korg Triton Rack Modül, Korg X5D, 2007 yılında Alesis Micron, Yamaha QY-100, 2008 yılında Roland Juno-G alarak devam ettim. Elimde şu anda sadece Alesis Micron var, zira Micron'un içindeki Minimoog tipi lead ve bas sesleri, Oberheim'ın çeşitli modellerinden ve Roland Jupiter serisinden alınma pad ve bas sesleri bana '70'li yılların bilinen bazı güzel tonlarını kullanmamı sağlıyor. Daha önce pek çok defa Micron'u elimde çıkarma teşebbüsüm olduysa da bugüne kadar elimden çıkartamadım, gittikçe aleti daha çok sevmeye başladım. Yakın zamanda ritimli bir arranger olan Yamaha OR-700TR almayı planlıyorum. Onun dışında da temiz vintage klavyelerle her zaman ilgilenirim.

Sevdiğim müzisyen ve müzik türlerine gelince, o anki ruh halime bağlı olsa da; Depeche Mode, Kitaro, Vangelis, Barış Manço daimi favorilerimdendir. Bu aralar klasik alaturka müziğe de merak sardım.

İşletme eğitimi aldım, finans üzerine doktoram var. Uzun sayılacak bir süre bankacılık yaptım, halen güzel ülkemizin amiral gemisi olarak bilinen bir holdingin iştiraklerinin birisinde çalışıyorum. Ama bir süre sonra tamamen akademik ortama dönmeyi düşünüyorum. Gençlerin yoğun olduğu bir ortamda, kendi hobilerime de zaman ayırabilecek bir çalışma ortamının beni daha çok mutlu edeceğine inanıyorum. Onun dışında evliyim ve bir çocuk babasıyım..
 
Kısaca...

Merhaba;
İnsan tabi ilk başta tedirgin oluyor; Acaba benim de bu kadar üstüme gelinir mi diye, ama neyse önemli de değil.

Klavye deneyimim aslında o kadar da küçük yaşlarıma gitmiyor. Belki Taiwan işi avuç içi küçük orglar sayılırsa 9-10 yaşları. Ama o kadar da ilgili değildim. Orta 1 de hayatımdaki ilk müzik dersinden 3 almam müzikle ilgisizliğimi ve bilgisizliğimi ortaya koymuştu. Fakat daha sonra 10 almam müzik yönünden beni ne kadar kamçılasa da imkanlar dahilinde halihazırda piyasadaki müzikleri dinleyerek, bu böyle olmamış, şöyle olsa daha iyi olurdu diye akıl yürüterek, ağzımızla da dım tıs çık demekten öteye gidemedi. Lise 1 döneminde babamın kardeşime aldığı Casio SA35 org (evet org) sayesinde, parmaklarım klavye ile tanıştı diyebilirim.
Bununla 4 senemiz geçecekti, ben ne kadar babama ısrar ettiysem de. Üniversiteyi kazandığım yıl, ısrarla ve de hararetle isteyerek, babama yarı profesyonel Casio CTK 811ex (yine CASIO evet) aldırabilmiştim. Bu klavye ile ufkumun değiştiğini söyleyebilirim. Davul altyapısı nasıl olur, şarkıların altyapısı nasıl düzenlenir, sesler nasıl şekillenir. O zaman birden gözümüz doymaz oldu. Ama yine imkan yok. Trinity'ler mi düşlemedik, n264'ler mi YAMAHA EX5'ler mi; ritm box'lı klavyeler de var; Technics KN 5000'ler, KORG i30'lar... Yıl 2000. Mezuniyet, iş, bilişim sektörü haşır neşirliği derken, bir ara dönem oldu. 2005 yılında maddi imkanların genişlemesi sebebi ile Korg Triton Extreme alarak muradıma ermiş oldum.

Kullandığım sanal synth'ler; Moog, M1, Wavestation ve çeşitli diğer varyasyonlar. Asıllarını kullanmak isterdim doğrusu.

Yaptığım; sadece sevdiğim bir şekilde klavyeme sarılmak; Başka hiçbir şey değil. Ne sahneye çıkmak, ne de herhangi bir programa. Sadece kendimi iyi hissetmek müzik adına. Forumda görünce insan, şöyle bir setup ta olsa iyi olurdu diyor. Fakat ihtiyaçlar gözönüne alınınca bu bana yeter diyorum. İmdada virtualler yetişiyor; Onlar da bir yere kadar, Triton'um bana yetiyor çok şükür. Ha, belki ne olabilir? Satıp yerine başka bir klavye alabilirim. Ya da coşar setup olarak tamamen değişikliğe giderim. Belki ileride de bir fender elektro da alabilirim. Yani yaptığım tamamen hobi. Hobi demişken bu arada sadece klavye çalmanın da yetmediğini bildiğim için Piyano derslerine başladım. İnşallah bu dersler bize Piyano da aldırmaz.

Etkilendiğim müzisyenler ise; Yanni, Vangelis, Kraftwerk, Jean Michel Jarre, Kitaro, Queen, Pink Floyd, Status Quo, Dire Straits (Bunlar da Elektro Gitar iştahımı artırıyor), Richard Clayderman, Barış Manço, Cahit Berkay... Liste daha da uzuyor. İşte benim klavye özgeçmişim. Şu anda devlet memuruyum. Ancak boş zamanlarımda çalabiliyorum.
 
Ben de eksik kalmayayım birşeyler yazayım...

Çocukluk heyecanı ile anasınıfına giderken sınıfta birinin getirdigi Casio CTK Bilmemkaça merak salarak başladım,daha sonra heves büyüdü gitti, küçük bir Anadolu sehrinde bu işe meraklandiğimdan amatör ya da profesyonel ritimli klavyeler kullandım uzun zaman.

12 yaşımda piyanist panterliğe (bkz:piyanist şantör) meraklanıp 4 sene kadar ciddi bir para kazandım. Bir gün çaldığım düğün salonunda bir adam hayatımı değiştirdi ve o gün U-20 ile tanıştım ( ben tanıştığımda bile U-20 eski bir klavyeydi : ) ) O zaman 16 yasımdaydım, ve düğün müzisyenliğinden kazandığım parayla kimseye haber vermeden bir taksi tutup taaa Manisa'dan İstanbula gelip Korg O1W, Roland JV-80, Yamaha SY77 alıp yurda döndüm : )

Üniversite ile beraber Synthesizer merakım özellikle hocam Ömür Gidel sayesinde git gide artti. Hatta totalde olan müzik aleti ve piyano merakım sebebi ile yeni bir meslek sahibi olup,kendimi daha da geliştirip Yamaha adına çalışma imkanı buldum.

Artık sahne müzisyenliği pek yapmasam da kayıt ve farklı eğlenceler için bir çok klavye elimde bulunduruyorum.

Bugüne kadar kullandıklarımdan bazıları :

Yamaha SY77 - Yamaha Motif ES6 - Roland JV-80 - Roland XP-50 - Roland XP-60 - Roland Fantom X6 - Korg O1W - Korg 707 - Korg Poly800 - Korg N364 - Korg Triton LE

Şu an Kullandığım :

Yamaha Motif XS7 - Rhodes MK1 - Yamaha CP300 ( pek yakinda S90ES ile yer değiştirecek ) - Roland SH-101 Red - Yamaha DX7 - Hammond XK1

Sonradan eklenen not : Bu işin ticaretinin biraz fazla içinde olduğumdan çok sık alet eevat değiştiriyorum, bu durumdan ben de memnun değilim ama tabiri caiz ise kaşıntı tutuyor, durduramıyorum kendimi : )
 
Ben de çok feci Q klavye çalarım pîriyim 8)

Solak doğmuşum ne yapayım... Ama bir piyano çalabilmeyi çok isterdim :(

Nurkan'ın bu konudaki tutkusunu takdir ediyorum, gecenin ikisinde evinde bam güm piyano kaydı yaptık ki yok böyle birşey! :shock:

M.
 
Selcuk_Ergen' Alıntı:
Bunların dışında Daft Punk, Royksopp, Chemical Brothers, Fatboy Slim ve Groove Armada gibi grupların ve prodüktörlerin synth kullanma anlayışlarını çok beğeniyor ve takip etmeye çalışıyorum.

+1 derim buna. Klavye çalabilmeyi çok isterdim. Bir ara heveslendim ancak fazla emek istiyor ve vakit yetmiyordu.

Bir Rainbow konseri var bende. Audio kayıt. Eğer bulabilirseniz live in germany konserinde stargazer şarkısının başındaki 5dk kadar süren doğaçlamayı ne olur dinleyin. İnanılmaz tek kelimeyle! Böyle bir ruh, samimiyet olamaz.
 
Başlık sevimsiz başlasa da ben de mümkün olduğunda kısa tutarak bir hikaye yazayım. Aslen başlığı güzel buldum kendi adıma.

5 yaşındayken sanırım, akustik piyanoyu örnek alarak hazırlanmış (çekiç mekanizması olan) Do majör dizisi seslerinden oluşan, yarım sesler içermeyen ve kaç oktav olduğunu hatılamadığım bir piyanom oldu. Yarım seslerin olmadığını hissettiğimde soğumuştum.

10 yaşındayken elektronik klavyeli çalgılarla yakından tanıştım. Hani hepimize olmuştur muhtemelen, komşu çocuğuna oyuncak alınır, kıskanırsınız falan... O şekilde bir Casio PT80 almıştım. Uzun süre bu ufak tuşlu oyuncakımsı cihazla zaman harcadım fakat içinde bulunan bir ROM kasette bulunan 4 adet ezgiyi (biri Greensleeves'di) ledler aracılığı ile iki ayrı yöntemle öğretip çalmayı sağlıyordu. Akorlar için de değişik bir sistem vardı. Bu özellikler sayesinde sanırım özel ders almadan teknik olarak yol almış bulundum. Sonrasında Yamaha PSS570 klavyem oldu ve lisede bununla ilk grubumu kurup hem okulda hem dışarda rock müzik 'üretmeye başlayabildim. İçerdiği seslerle ufak tefek oynamalara izin vermesi heyecanladırıyordu.

İlk profesyonel cihazım büyük bir şans eseri Korg O1 oldu. Bununla Amiga bilgisayarımı bağlayıp çok verimli ve gelişmemi asıl borçlu olduğum çalışmalarımı yaptım. Başta Chris Hülsbeck, Allister Brimble ve Maniacs Of Noise müziklerini taklit ederek besteler yaptım. Benden yaşça oldukça büyük 3 kişilik bir aranje ekibi kurduk. Pop-caz, solo atmak vb hususlarda hızla gelişmiş oldum. O1'in verdiği hızla artık teorik kitaplar da okumaya başlamıştım. O1 için Best of M&T kartlarını da kullandığımdan sahip olduğum ses sayısı tatmin edici düzeydeydi bana göre. O dönemlerde rock müzik çok rağbet görmediğinden, grubumla sahne çalışmaları çok hızlı gitmediğinden dolayı ilk gelen pop teklifini değerlendirdiğim sırada ikinci klavyem Korg X3'e de sahiptim. Bunlarla sequencer'da yazıp (rock grubumda da birkaç kez yapmıştık) sahne programı hazırladık ve çok iyi tepkiler aldığımızdan popa yöneldim. Hemen ardından repertuar genişletmek ve sahnede daha özgür olmak için Roland E70 aldım, o dönemde çok modaydı. Eğlence müziğinde 'göbek atmanın' ve 'kurtları dökmenin' ne kadar önemli olduğunu farketmiş oldum sahne yaparak ama kaliteden çok fazla ödün vermeden bugünlere geldiğim zannı içindeyim.

Müziğe başlangıç hikayem bu şekilde gelişti. Sonraları kullandığım klavyeler sırası ile şöyle;

Roland XP50 (daha sonra Dance, World, Session ve Bass&Drum kartları takılıp XP80'e upgrade ettim ve halen duruyor), Roland G800, Korg Trinity Plus(2 adet aldım bundan), Roland A90EX, Roland MC303 (bu bir groovebox, klavye değil), Korg X5D, Roland G1000, Korg Triton Classic(Dance ve MOSS kartları vardı, sonradan Extreme76'ya upgrade oldu), Roland VA7, Access Virus KC, Roland E80v2 (Dynamics Drums kartı takılı), Yamaha DGX220 (bu da ne demeyin, okula alındı, benim değil ama sürekli kullanıyorum), Korg pa2x pro.

Gazi müzik mezunuyum. Müzik öğretmenliği yapıyorum. Sahne de devam ediyor. Demo bazında aranje işleri de devam ediyor. Hem kendi grubumun, hem okulun ihtiyaçları ile ilgili çalışıyorum, hem de dışardan gelen talepler oluyor zaman zaman; besteleri olup da aranje yaptırmak isteyenlerle çalışabiliyorum. Geçen yıl bir çocuk yuvası marşı aranje edip hatta üzerine kendi sesimle söylemiştim, bu değişik ve daha önce hiç yapmadığım bir işti müzik yaşantımda. Bunların dışında Türk-Japon Vakfı ile yine aranje çalışmalarım var. Kültür Bakanlığı'nda sanatçı bir arkadaşım dolayısıyla zaman zaman TSM parçalarını alıp değişik türlerde cover yapıyoruz, bu da değişik ve keyifli bir iş oluyor eğer ortaya eğlenceli birşeyler çıkartabilirsek.

Örnek aldığım müzisyenler arasında yukarıda saydıklarım dışında Melih Kibar, Yanni, Jean Michel Jarre var. Günümüzde Jordan Rudess örnek alınmalı tabii ama eski bir basketbolcu olduğumdan öncelikle acilite konusunda (tekniğe gelemiyorum bile) eline su dökemeyeceğim bir adamın dümen suyuna boş yere girmek istemem doğrusu.
 
Vauwwww güzel başlık bende yazayım.

6 yaşındayken babamın aldığı yamaha psr bilmem kaç ( hal evde duruyor bulup bakayım merak ettim şimdi :D ) ile müziğe başladım. Kendi kendime birşeyler yapmaya başlayınca sanırım ilkokul 2 te org kursuna başladım. ( Hani eskiden ilkokullarda vardı ya. Mandolin ve org kursu cumartesi olanlar ondan :D ) 1 senede org kitaplarının tamamını bitirince. Okuldaki hocanın tavsiyesi ile yarı zamanlı konservautara girdim. ( fagot bölümü ) 2 sene devam edip bıraktım.

İlk okul bitti, baktım bu böyle olmayacak tekrar konservatuara girdim. Bu sefer trombon bölümünde okuyor. Yardımcı ders olarakta piano dersi alıyordum. Piano, orgda rahat çalışılamadığından 13 yaşımda ilk pianom geldi :D Sonra 2 tane daha aldım. Şimdi bulunduğum her ortamda bir pianom var. Lotoyu falan tutturursam deniz manzaralı evimin salonuna kuyruklu beyaz bir piano almak istiyorum. :D ( Hayal güzel şey yahuuu )

Okulda okurken bir yandan da piyasada popçulara çalmaya başladım. Tabii okuldaki sayısız verdiğim klasik müzik konserleri ( solist ve orkestra üyesi olarak ) vb...vb.... Uzunca süre CRR orkestrası ve operada çaldım. Piyasada da hep klavye çalıyordum. Senelerce bu böyle devam etti. Ne zaman piyasa bozulmaya başladı. Artık absolüt kulaklı biri olarak detone seslere dayanamamaya başladım :D ( Özellikle bunların bir kaç çeşit cinsiyetlerine ) piyasayı bırakıp. Organizasyon işine yöneldim.

Hala kendi çapımda aranje ve DJ lik yapıyorum. Piyasada çalışmalarıma en azından solist ve orkestra seçerek çalmaya devam ediyorum.

Onun dışında bide synth lerle ve eski nefesli sazcı olarak breath controller ile bende kafayı yemiş durumdayım. Boyuna alıp duruyorum allah sonumu hayır etsin valla. Sadece synth sayısı sanırım 20 yi geçti. Bunların 10 adedi 80s 90s lara ait. Bu hafta hepsini sıraya dizip fotoğraf çekicem. Öbür başlığa eklerim. ( bknz: ekipmanlarınız )

Ben bir pop & jazz / funk tutkunuyum. Onun dışında herşeyi dinler ve çalarım. ( Hafiften macun bile var. ) Azeri klavyecileri çok beğeniyorum. Bossa Nova ve Sambanın hastası, Aziza Mustafa Zadeh, George Duke ve Michel Camilo nun hayranıyım. Bu üçlüyü haftada mutlaka bir kere dinlerim. 80 lerin soundlarına, 70 lerin lirik baslarına da hastayım ama :D

'' Önemli olan ne çaldığın değil. Doğru çalıp çalmadığındır.''

Felsefesine inanan biriyim. ( Örn: Buzuki Orhan Osman feat Dave Weckl dünyanın önemli davulcularından olan abimiz 9/8 lik parçalarada drama köprüsüne de gayet güzel eşlik etmiştir. 29/12/08 Ghetto kaçıranlar çok şey kaçırdı ) Hissederek yapılan, çalınan işe inanıyorum. Yoksa acelerite presto nun bilmem kaç katında yapılan ruhsuz bir solo beni pek etkilemiyor. Önce groove, groove, groove diyorum hep.

Sahnede çalınacak parçaları aranje etmek, özellikle notalarını yazıp bunlara uyarak çalmaktan, bunlara uymayan ve durmadan, susmadan, nefes almadan çalan kanuncu, kemancı arkadaşlarla tartışmaktan da çok zevk alırım. :D

Saygılar, Sevgiler
Onur
 
Geri
Üst