[Eski] Analog Synth modülleri...

Bu başlık 2011 ve öncesi açılmış Müziktek Forumu başlıklarından biridir

Aslında software'in gittikçe daha iyi ürünler verdiği bir gerçek...özelikle sayısal sentez tekniklerinde zaten hardware ile arada ses kartı algoritmaları dışında farkeden birşey yok...FM ve PCM gibi tekniklerde pek bir sorun yok...Takip edebildiğim kadarıyla hem yurdışında hemde bizde soft sintilere karşı yapılan eleştiriler ağırlıklı olarak eski analogları modelleyen emülasyonlar üzerinde yoğunlaşıyor. Tek tek direnç, kapasitör gibi elemanları modelleyerek sentez yaptğını söyleyen bu firmalara karşılık, müşteriler bu programları orjinalleri ile karşılaştırıyor. Aslında mevcut bilgisayarların işlem gücü bu modellemeye ancak bir yere kadar imkan veriyor. O nedenle, gelişen bilgisayar teknolojisi ile beraber her geçen gün soft sintilerin daha da gelişeceği kesin...Yine de sayısal temelli sentez yapan veya Atmosphere gibi işlenmiş sample'lar kullanan soft sintilerin rekabet gücü daha yüksek, şu an bile Atmosphere birçok hardware sintiden daha iyi ses veriyor.
 
CS80 in CS80V ile mukayesesi hakkındaki yorumum şu: Bu tip mukayeselerde kafalar hep aynı nedenle karışıyor. CS80V, CS80 in yerine geçmek üzere tasarlanmış bir yazılım değil, CS80 den esinlenerek yaratılmış çok başarılı bir software. Bunlardan biri flagship bir enstüman iken diğeri sıkı bir prodüksyon elementi. Sabaha jingle yetiştirmem gerektiğinde gözüm CS80 falan görmüyor, gelsin software synthesizer!

Konular farklı, dünyalar farklı. Zaten dünyada mütevazi bir PC kasası ile içi kilometrelerce kılcal kablo ve yüz kadar kartla dolu, cilalı ahşap, el yapımı 100 kiloluk vintage bir hardware in aynı müziği çıkartabileceğini umacak kimse yoktur. Cihazı gören herkeste bu konu tek celsede kapanıyor. Cem'in anlattığı gibi, "my wife likes it soft at work and hard at home!"

CS80 sesleri dinlemek için aşağıdaki albümleri öneririm. Vangelis in adeta CS80 demosu olarak yaptığı Blade Runner, Beaubourg, China , Chariots of Fire, Toto nun Dune (soundtrack), 70 sonları Steve Wonder albümleri, Kate Bush Babooshka, Toto Africa (brass) vb.
 
Bu fikirlere katılıyorum...Bu iki kategori aslında kendi artı ve eksileri olan farklı kategoriler...Birinin gerçeklik hissi, diğerinin kullanım kolaylığı söz konusu...CS80'i modellemek isteyen firma, o niyetle yola çıkıp aslına kısmen benzeyen ama kendine özgü bir yanı ağır basan bir şey ortaya çıkarıyor...Her türlü forumda söylendiği gibi, sonuçta önemli olan bu tool'ları iyi müzik yapmakta kullanmak... Belki Moog yapısını modellemek nsipeten daha kolay olduğu için, o konuda gerçeğine daha yakınlar...
 
Beyler aranizda sound design ile ciddi ciddi ilgilenenler var mi? SynthMaster'in ozelliklerini gosteren ciddi sound bank'lara ihtiyaci var. Aranizda bu konuda deneyimli olanlar varsa bana ö.m. atabilirsiniz detayları konusuruz.

Bülent
 
MertTopel' Alıntı:
Zaten dünyada mütevazi bir PC kasası ile içi kilometrelerce kılcal kablo ve yüz kadar kartla dolu, cilalı ahşap, el yapımı 100 kiloluk vintage bir hardware in aynı müziği çıkartabileceğini umacak kimse yoktur.

Mert bu konuda bir soft synth programcısı olarak sana tam olarak katılamayacagım, ve eminim diger soft synth ureticileri de benimle paralel dusunuyorlardir:

PC Kasasi ile 100 kiloluk hardware'i mukayese etmissin, dikkatini cekerim su anda bir pentium islemci 1960'larda koca odalari kaplayan bilgisayarlardan daha cok islem gucune sahip, cunku her 18 ayda bir islem gucu 2'ye katlayip duruyor son 30 senedir (meshur Moore Kanunu). O yuzden kucucuk PC'den koca bir hardware'in sesi cikabilir, yeterki modelleme detayli yapilabilsin. Isin puf noktasi orada tabii, yani "modelleme"de. Kabul ediyorum su andaki modeller yeterince detayli degil, sampling kullaniyor cogu vsvs, ama zaman icinde daha da detaylanacak bu modeller, o zaman kucucuk PC'den 100 kiloluk aletin cikardigi sesi tam duyabilecegiz.
 
bulent biyikoglu' Alıntı:
MertTopel' Alıntı:
Zaten dünyada mütevazi bir PC kasası ile içi kilometrelerce kılcal kablo ve yüz kadar kartla dolu, cilalı ahşap, el yapımı 100 kiloluk vintage bir hardware in aynı müziği çıkartabileceğini umacak kimse yoktur.

Mert bu konuda bir soft synth programcısı olarak sana tam olarak katılamayacagım, ve eminim diger soft synth ureticileri de benimle paralel dusunuyorlardir:
.


Aynen. Cihazin icinde milyonlarca kilometre kilcal kablo olmasi, yuzlerce kart olmasi ve ozellikle ahsap kasanin olmasinin teknolojik bir avantaji yok. Butun mesele devre tasarimi. Artik o kadar hardware hamalligi yapmaya gerek yok. Parmak kadar bir DSP chip ve yazilimla bir tir dolusu VCO'nun isini cok rahat goruyorsun. Hemde bir ton tasarim problemine bulasmadan. Hayatini analog tasarimdan kazanan birisi olarak size gecmise olan melankolik duygularinizin teknolojik gercekleri gormenize engel olmamasini tavsiye ederim. Onca yil sonra kirkbes yasinda her gece elimde bir kitap DSP calisiyorum.
 
Merhaba Bülent, seni anlıyorum. Teorik olarak haklısın. Ama, konuyu içine sinmiş bir biçimde kapatmak için, bir gün vaktin uyduğunda bana beklerim. :wink:

Mesele sadece teknik bir mesele değil. Eğer hassas bir ölçüm aleti yapmaktan bahsetsek, rakkamlar üzerinden konuşmak yeterli olurdu. Ama konu bir müzik enstrümanı olunca rakkamların değeri çok düşüyor.
Cevval bir CPU nun yapabileceği hesaplamaları aşan fiziksel bir durumdan bahsediyorum. Bir de enstrümanın çalıcısına verdiği reaksiyon hesaba katılmalı soft synthesizer da. CS80 buradan yırtıyor.

Analog synthesizer modelleri de insanlar gibi değişik karakterli. Kimi naif, kimi sızlanıp duran, kimi olgun ve tadından yenmeyen, kimi eblek, kimi sofistike, kimi muzip ve işe yaramaz kimi takoz.
Üstelik aynı modelin aletleri bile farklı farklı yaşlanıyor. Etrafımda 3 adet Korg MS20 var. Hiç biri, bir diğeri gibi ses çıkartmıyor!!! Üstelik en kötü durumda olanları benim en çok hoşuma gideni.

CS80 için önerim şu. Çalıştığı müddetçe ortam ısısındaki değişmeler yüzünden tonları ve arkordları ufak farklılıklar gösteren 16 OSC ve filtre,
8 bağımsız aftertouch algılayıcısına ve bir müzik enstrümanına yaraşır bir klayveye bağlanırsa CS80 in bir türevi ortaya çıkabilir.

İşe bu yönden bakınca soft synth ile birilerinin gözlerini dolduracak duygulu müzikler yapmanın şu an için biraz uzakta olduğunu düşünüyorum. Tabii söylediklerim mouse ile müzik yaparken hiç birşey ifade etmeyecek ayrıntılardır.
 
Gitar modellenemiyor ya. Detayları düşünün bir.

Kullandığımız soft synthler ok ama hakikaten gerçeği ile yanyana koyduduğunuzda uzay yılı fark duyarsınız. İdealizmden uzak, objektif bir müzisyen yorumu bu.

Hepsi işe yarıyor ve faydalanmaktan hoşlanıyorum onlardan ama pro-53 ile prophet5i kıyaslayamam. Evet prophet5 daha iyi ve pro-53 koca bir yalan.(aslıyla kıyaslayacaksak)
 
MertTopel' Alıntı:
Cevval bir CPU nun yapabileceği hesaplamaları aşan fiziksel bir durumdan bahsediyorum. Bir de enstrümanın çalıcısına verdiği reaksiyon hesaba katılmalı soft synthesizer da. CS80 buradan yırtıyor.


Bu yanlis bir yorum. Bu herhangi bir CPU'nun kapasitesini asacak bir hesaplama gerektirmiyor. Analog synth'de uretilen sinyalin formunu degistirmek icin sana sunulan yardimci eleman sadece potansiyometre. Enduktif ya da kapasitif devre elemanlari ile oynama sansin yok zira onlar devre uzerinde fix. Bu aslinda tamamen sinirli bir ozgurluk. Halbuki DSP ortaminda (Soft Synth) de boyle bir sinirlama yok ve ozgurlugun nerede ise sonsuz. Zira butun filtre modelin matematiksel. Istedigin degeri istedigin gibi degistirir istedigin frekans duyarliligini alirsin. Bir de bunun uzerine sampling diye bir ozgurlugun daha var. Bu tur matematiksel hesaplamalar da su andaki en dusuk kapasitedeki CPU ile bile rahatlikla yapilir.


Analog synthesizer modelleri de insanlar gibi değişik karakterli. Kimi naif, kimi sızlanıp duran, kimi olgun ve tadından yenmeyen, kimi eblek, kimi sofistike, kimi muzip ve işe yaramaz kimi takoz.
Üstelik aynı modelin aletleri bile farklı farklı yaşlanıyor. Etrafımda 3 adet Korg MS20 var. Hiç biri, bir diğeri gibi ses çıkartmıyor!!! Üstelik en kötü durumda olanları benim en çok hoşuma gideni.

CS80 için önerim şu. Çalıştığı müddetçe ortam ısısındaki değişmeler yüzünden tonları ve arkordları ufak farklılıklar gösteren 16 OSC ve filtre,
8 bağımsız aftertouch algılayıcısına ve bir müzik enstrümanına yaraşır bir klayveye bağlanırsa CS80 in bir türevi ortaya çıkabilir.


Burada dogru soyluyorsun zira analog cihazlar ambiyent sartlarindan dogal olarak etkilenir. Nedeni de devre elemanlarinin performanslarinin isiya dayanakli olmasi. Bu senin hosuna gidebilir ama peformans acisindan saglikli oldugu anlamina gelmez. Eger akort farkliliklari da bir hoslanma meselesi ise bunu da yine DSP ortaminda orneklemek cok kolay.


İşe bu yönden bakınca soft synth ile birilerinin gözlerini dolduracak duygulu müzikler yapmanın şu an için biraz uzakta olduğunu düşünüyorum. Tabii söylediklerim mouse ile müzik yaparken hiç birşey ifade etmeyecek ayrıntılardır.

Bu ifadene de katilamiyorum zira gozleri dolduracak duygulu muzik subjektif bir ifade. Kimin gozunu dolduracak ve kime gore duygulu. Bu insandan insana degisir. Hatta zamana da baglidir. Yani bir nesil meselesidir. Su anda sana bana pek bir sey ifade etmiyor olabilir zira bizim su ana kadar edindigimiz muzik egitimi bizi konvensiyonel bir stilde gelistirdi. Ama bu duygulu muzik sadece bu konvensiyonel yol ile yapilabilir anlamina gelmez. Millet girgirina air gitar diye bir sey cikardi simdi ciddi ciddi air gitar yaptilar. Tel mel yok ve caliyorsun. Parmak vibratonu da yapiyorsun hammer on ve pull-off da. Nurkan'in benim ya da baska bir gitarcinin tercihi olmayabilir ama su anki genc ya da gelecek nesil'in tercihi olmayacak anlamina gelmez. Ayrica Theremin'i goz onunde bulundur. Moog synth cikardiktan sonra populerligini yitirdi ama su andaki teknoloji ile bu tur enstruman formlari kesinlikle geri gelmeye basladi.

Kisaca soylemek istedigim bu bir zaman ve nesil meselesi. Bir nesil sadece mouse kullanarak da cok duygulu muzikler yapabilir ve yapiyor da. O kadar uzaga gitmeye gerek yok. Bir enstrumanist icin interaksiyon cok onemli bu dogru ama daha once soyledigim gibi bu bir nesil meselesi. Bunu disinda ben sana su kadarini soyleyeyim. Ablamin (AyseAbla diye yazar) burada bir arkadasinin oglu, daha genc cocuk onalti yasinda. Mahcem bir iki sene once ona bir bas gitar almisti ve bas ogretiyordu. Bu cocuk bir sene ortadan yok oldu gormedik. Mahcem gecen ay yolda gormus aldi studyoya getirdi. Cocuk lap-top'unu acti ve bize normal bilgisayar klavyesini kullanarak yaptigi elektronik muzikleri caldi kafayi yedik. Bu cocuk daha dogru durust nota, kompozisyon bilmiyor. Bir iki tane Led Zeppelin parcasini re-mix yapmis biz dinleyince sandalyeden dustuk. Cocugun tek hatasi muzik produksiyonundan anlamadigi icin yaptigi butun kayitlar peak'e girmis. Hepsi o. Ama muzikalite acisindan resmen kafayi yersin. Al buyur buradan yak. Tek soylemek istedigim su, bu is bir nesil meselesi ve mouse ile de bize hitab edecek duygulu muzik yapilir. Ben ornegini gordum ve duydum.
 
coooooookkkk kucukken, karakoyun orda romen pazari vardi, bi rus yapimi bir klavye gormustum, o zamanlar simdiki aklim olsaydi alirdim..
 
Merhaba Cemal,
Sanırım seninle çok farklı müzikler dinliyoruz. Dolayısı ile ortak bir paydada buluşmaya çalışmamız gereksiz. İnput için teşekkürler.
 
Merhaba Mert,

Ortak bir noktada bulusmaya gerek görmediğin yorumun bana biraz alarm verdi. Ümit ederim yorumlarımı yanlış anlamadın. Amacım doğru yanlış karşılaştırması değil sadece bu konudaki fikrimi söylemekti.

Ayrıca ne tür müziklerle ilgilendiğini bilmek isterdim. Tabii uygun görürsen.

Sevgiler,

Cemal
 
bulent biyikoglu' Alıntı:
Beyler aranizda sound design ile ciddi ciddi ilgilenenler var mi? SynthMaster'in ozelliklerini gosteren ciddi sound bank'lara ihtiyaci var. Aranizda bu konuda deneyimli olanlar varsa bana ö.m. atabilirsiniz detayları konusuruz.

Bülent

Bülent hocam ö.m. gönderdim umarım yolda başına bir iş gelmemiştir :D
 
MertTopel' Alıntı:
CS80 için önerim şu. Çalıştığı müddetçe ortam ısısındaki değişmeler yüzünden tonları ve arkordları ufak farklılıklar gösteren 16 OSC ve filtre,
8 bağımsız aftertouch algılayıcısına ve bir müzik enstrümanına yaraşır bir klayveye bağlanırsa CS80 in bir türevi ortaya çıkabilir.

Bu soyledigini programlamak mumkun Mert, biraz random modulation ile parametreler dinamik hale getirilebilir. Mesela SynthMaster'da tune spread diye bir parametre var. Bununla osilatorlere -8/+8 cent arasinda rastgele detune ekliyorsun her yeni bir notaya basista. Unison'u filan da acinca hic bir osilatorun tune'i digeriyle ayni olmuyor bu sekilde fat sesler cikarabiliyorsun.
 
Tekrara merhaba Cemal, hassasiyetin için teşekkürler. İsim vererek unuttuklarıma karşı haksızlık etmemek için genel bir cevap vereyim. Mümkün olduğu kadar az edit görmüş, gerçek zamanda üretilmiş sofistike müziklerin tümü ilgi alanıma giriyor. Veya kısaca, prodüksiyon müziği soundunu sevmiyorum diyebilirim. Mümkün olduğu kadar kanlı ve canlı olsun lütfen...

Sevgiler
 
Mert,

Yaklaşımın ilginç. Ondan da şu andaki müziklerin nerede ise hiç birini sevmediğini anlıyorum zira hepsi produksiyondan geçmiş ve belirli bir oranda da edit'e uğramıştır. Örnek olarak verirsek Peter Gabriel. Gerçi son çıkarttığı albüm bana çok dandik geldi ama mesela klasik So albümünü ele alırsak oradaki synth sesleri hoşuna gitmiyor mu? Yani hoşuna gitmeyen bu tür prodüksiyonlar mı? Bir de anlamak istediğim analog synth ile stüdyoda üretilmiş prodüksüyona uğramış müzikler sahnede çalınanlardan daha canlı kanlı olmuyor mu? Ya da prodüksüyona uğramış bir analog synth müziğini sahnede canlı çalınca müzik daha canlı, kanlı mı oluyor? Son sorum da şu olacak. The Blue Nile diye bir gurup duydun mu? Duyduysan müziklerindeki analog synth soundlarından hoşlanıyormusun? Art bir niyetim yok sadece çok merak ettim zira yazdıkların ilginç.

Sevgiler
 
Bahsettiğin albümleri dinlemedim, malesef bir yorumum yok.
Konu çok detaylı ve yanlış anlaşılmalara sebep verecek türden. Bu sebeple bir açmaza sardırıp boşuna yorulacağımızdan endişe ediyorum.
Bununla birlikte devam edeyim:
Malum, bir piyanonun "edit" tuşu yoktur. Usta bir icracı tuşesi, artikülasyonu, çaldığı müzikte icap eden tavır hakkındaki bilgisi ve virtüözitesini konuşturarak standart bir piyanodan kendi sound'unu çıkartır.

Bu piyanonun sound'unun kayıttan sonra ağır biçimde editlenerek (filtre morph vb. vb.) "the sound" haline getirilmesi, müziği artık o piyanistin insiyatifinden çıkartır. Sonuç, artık piyanistin icrası değil, wave editörünün icrasıdır. Piyanist burada, bir synthesizer'daki oscillator durumundadır.

50 metronomda kayıt edilen bir pasajın 150 metronoma hızlandırılıp teybe kaydedilmesi mantığı ile üretilen müzikler beni heyecanlandırmıyor. Ağır cut/paste ve manipülasyonla, kayıt odasında çalınmış müziklerin bambaşka bir hale getirildiği müzikleri kastediyorum.

Bunlar çok başarılı kolajlar ve yaratıcı editler olabilir, ama sonuç, benim tarzım değil. Mouse müziğini sevmeyişim bundan.

Soft synthesizerların hışımımdan nasiplerini almaları ise esasen, realtime controller'ların bu ürünlerde genellikle gözardı edilmelerinden kaynaklanıyor. Leğenden recycle edilmiş gibi görünen berbat ucuz PC keyboardları, 50 gramlık naylon controller slider boardlar, bilgisayar ortamının genel güvenilmezliği ve istikrarsızlığı beni itiyor. Aslında, istikrar her geçen gün artıyor ve gelecek için umut veriyor ama şimdilik benim güvenimi kazanamadı.

Bunlara bir de bu ürünlerin "availability" faktörünü ekleyince, tablo iyice ağırlaşıyor. Örneğin FM-7 şu an müzikle ilgilenen ve bilgisayarı olan 10 kişinin 9 unda bulunuyor olabilir. Her nekadar başarılı olursa olsun, şimdi kalkıp bu FM-7 den son derece özgün, hiç kimselerin duymadığı bir sound üretmenin zorluğunu hesapla...

Ben analog synthlerimin ufak tefek arızalarını ve tuhaflıklarını icramı etkilemedikleri sürece tamir ettirmiyorum. Tamir ettirsem, onlar da herkesteki standart Minimoog, MS20 vb olacak. Oysa tuhaflıklarını değerlendirerek özgün ve şaşırtıcı numaralar çekmek pekala mümkün.

Mouse tan ne kadar uzakta olduğumu şu cümle ile belirteyim: Kayıt ortamım 4 track TEAC A-3440, 8 track Fostex Model 80 ve 2 track Tascam 32 open reel.

Kısıtlamaların çoğu zaman hayal gücü üstünde tahrik edici bir unsur olduğunu düşünüyorum.
Görüşlerim yalnızca benim için doğru olabilir. Ne güzel ki, hepimiz aynı şekilde düşünmüyoruz ve dünyaya farklı renkler, farklı sesler üretebiliyoruz.

Selamlar.
 
Selam Mert,

Dediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Bir synth enstrumanisti olarak Peter Gabriel ve The Blue Nile dinlememiş bir kişi olman benim açımdan bu konuyu daha ileriye götürmememiz için yeterli bir sebep.

Sevgiler.
 
Evet. Zor da olsa kulağının üstüne oturanlarla, yani seninle bile iletişim kurulabiliyor. Seninle daha fazla vakit kaybetmeyeceğim. Boşuna yazma arkadaş.
 
Mert, şu ana kadar konuya karışmayayım dedim ama arkadaşım sen ya ne dediğini bilmiyorsun, ya da ne demek istediğini nasıl ifadeye dökeceğini bilmiyorsun.

Peter Gabriel, Genesis, Gary Numan, Pet Shop Boys, David Bowie, Kraftwerk, The Blue Nile gibi muhtelif belli başlı isimleri dinlemeden analog synth sound hakkında atıp tutmak, Bach, Mozart, Beethoven, Vivaldi dinlemeden klasik müzik hakkında ahkâm kesmeye benziyor. Senin bugün burada "üzerine tanımam" diye bahsettiğin synth'lerin prototiplerini kullanıp fabrikalarına preset olarak geri ses veren adamlar o isimler, sen kalkmışsın neden bahsediyorsun.

Bana bir analog synth müziği göster, "prodüksiyon"u yapılmamış olsun (o nasıl olacaksa) ve aynı zamanda analog synth soundu denince akla gelen birşey olsun.

Ya da bana hiçbir dijital synth'in veremeyeceği kadar duygu yüklü bir analog ses as buraya da oturup beraber ağlayalım.

Yok öyle birşey. Sen ne dediğini bilmiyorsun.


M.
 
Geri
Üst